0 0
Read Time:7 Minute, 7 Second

14 TEMMUZ ULUSAL İMHAYA KARŞI BİR BARİKAT, TESLİMİYET VE İHANETE KARŞI NET BİR DURUŞ, DEVRİMCİ EMEKÇİ ÇİZGİDE ISRARDIR!..

14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişinin üzerinden 22 yıl geçti, ama onun temsil ettiği çizgi ve değerler günümüzde bütün yakıcılığı ile varlığını sürdürüyor. Bugün 14 Temmuz ve onun temsil etiği direniş ruhuna her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Çünkü bugün halkımıza ve devrimci ulusal kurtuluş mücadelesine dayatılan ulusal imha politikası, onun İmralı’da somutlaşan ihanet ayağı çok daha tehlikeli boyutlarda seyrediyor. Sömürgeci imha ve mücadele değerlerimize yöneltilen teslimiyet ve ihanet çizgisine karşı etkili bir duruş sergilemek çok daha yaşamsal bir nitelik kazanmıştır.

Tasfiyeci İmralı Partisi ve onun iradesiz yönetenleri, bütün değerlerimizi tasfiye etmek için yine değerlerimizi birer silah olarak kullanmaktadırlar. 14 Temmuz direnişini ve onun ölümsüz kahramanlarını dillerine dolamakta ve yürütülmekte olan tasfiye hareketlerine alet etmektedirler! Hem de tarihsel gerçeklerin içini boşaltarak, 14 Temmuz Direnişinin öncülerinin söylemediği sözleri onlara söyleterek… Mazlumların, Hayrilerin ve Kemallerin söyledikleri mahkeme tutanaklarında sabittir, ne uğruna savaştıkları, çizgileri ve savundukları değerler hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak kadar açık ve belgelidir. Bunlarla oynamak, 14 Temmuz Direnişini getirip Öcalan’a bağlamak veya onunla açıklamak tarihe, devrimci değerlerimize en büyük saygısızlıktır! Ama bir halkın bütün değerlerini, birikimlerini umutlarını ve geleceğini düşmana peşkeş çekenlerin bu kadar büyük bir ahlaki düşkünlük içinde olmaları şaşırtıcı değildir!

Bugün 14 Temmuz Direnişinin anlamını, mesajını ve özünü çok iyi kavramak, onun temsil ettiği çizgiyi örgütlü bir harekete dönüştürmek çok daha yakıcı bir görev olarak önümüzde durmaktadır. Bunu başardığımız ölçüde, bu doğrultuda somut adımlar attığımız zaman 14 Temmuz şehitlerine karşı siyasal ve ahlaki sorumluluklarımızı yerine getirmiş oluruz.

14 Temmuz Direnişinin anlamı ve özü neydi?

“Direnişin önderlerinden M. Hayri DURMUŞ, bu tarihsel kararı günler öncesinde kafasında tasarlamıştı; neler söyleyecekti, hangi mesajı verecekti, tarihe hangi notu düşecekti, bunların tümünü tek tek sıralamıştı, ayrıntılarını belirlemişti…

TC’nin ne yapmak istediği çok açıktı; bu, günlük olarak ve her uygulamada somutlaşıyordu, hem de tartışmaya yer bırakmayacak bir biçimde: Ulusal kurtuluş düşüncesi, mücadelesi ve umudu yok edilmek isteniyordu. Bunun için her yol, yöntem, araç mubah görülüyordu. Ulusal inkar ve imha siyaseti devrimci tutsakların şahsında başarıya götürülmek isteniyordu. Buna karşı ayları bulan bir direniş sergilenmiş, mahkeme kürsüleri devrimci değerler ve umudun savunulduğu birer platform haline getirilmeye çalışılmıştı. Ama bunlar yetmiyordu. Sömürgeci faşist rejim “dışarıda” kazandığı başarıyı “içeride” taçlandırmak istiyordu. Bu amaçla Osmanlı ve TC’nin tüm baskı, sindirme ve teslim alma deneyimlerini dar bir alanda ve kısa bir sürede tutsaklar üzerinde yoğunlaştırıyor, tutsakları davalarına, geçmişlerine, kimliklerine ve geleceklerine ihanet ettirmeye çalışıyordu. Bunu günün her anında derinden yaşamak mümkündü.

Yaşamın her anının ve her alanının işkence konusu yapılmasının nedeni de işte buydu. Yoksa günlük olarak yaşatılan vahşet boyutlarındaki işkence, salt sadist ruhlu birkaç subayın kendini tatmin etmesi olarak, ya da salt bir öç alma hareketi olarak değerlendirilemezdi. Dayatılan bir Cumhuriyet politikasıydı ve kısa sürede sonuç alınmak isteniyordu. Bu politika, teslim alma ve ihanet politikasıydı. Dolayısıyla bu politikanın karşısına devrimci bir politikayla kararlı bir biçimde çıkıldığında sonuç alınabilirdi. Yoksa günübirlik tepkilerle, günü kurtarmaya dönük yaklaşımlarla köklü bir devlet politikası alt edilemezdi. Devrimci bir politika sömürgeciliği cepheden hedefleyen, bağımsızlık, özgürlük ve onur ilkelerini esas alan bir politika demekti. Kırıntı dileyen, af edilmeyi merkezine koyan bir yaklaşım bırakalım devrimci yurtsever bir politika olmayı, ancak teslimiyet ve ihanetle tanımlanacak bir yaklaşımdı. Bu, bir savaştı, farklı bir mekanda ve farklı araçlarla süren bir savaş, aynı zamanda karşıt ideolojik-politik çizgilerin ölümüne bir savaşıydı.

Kim kazanacaktı?

Can alıcı soru buydu?

Tutsakların idealleri, inançları, umutları, onurları ve iradeleri vardı. Düşmanın ise sınırsız zulüm araçları ve gücü… Bu kadar korkunç düzeydeki güç dengesizliğini aşmak, devrimci iradeyi zafere taşımak mümkündü. Bunun için sonuna kadar gitmek, amaçta ısrar, devrimci kimlik ve onurda ödünsüz bir duruş, tarihsel sorumluluk bilinciyle inanç ve fedakarlığın beslediği devrimci iradeye yüklenmek kaçınılmazdı. Başarı mümkündü, en azından başarıya giden onurlu yolun, kimlikli duruşun yolunu göstermek gerekiyordu, tarihsel sorumluluk bunu gerektiriyordu. Bu adım atılmalıydı, bu uğurda ölüm, yenilgi değil, tarihe bir not düşmenin, en zor ve umutsuz gibi görünen koşullarda bile kimlikli ve davaya bağlı duruş tavrını sergilemenin soylu bir örneğiydi. Bunları bir kez daha düşündü, tarihe adım atmanın tam zamanıydı.” (14 Temmuz 2003 Tarihli PKK-DÇS Bildirisinden)

Bu düşüncelerle mahkeme kürsüsüne yürüyen M. Hayrı Durmuş yoldaşımız, tarihi konuşmasını yaptı, direniş kararını açıkladı, bunu başta hazır bulanan arkadaşlar olmak üzere parti ve halka bir çağrı, bir direniş mesajı olarak vurguladı.

Zindana döndüğünde ağzını su akmayan musluk borusuna dayattı ve alt kattaki hücresinde kulağını musluk borusuna dayayan arkadaşa sevinçli haberi verdi:

“Başardık, başardık, altı kişiyle başardık!”

Başarılan neydi?

“Başarmıştı, Hayrı beş yoldaşıyla başarmıştı. Ulusal imhayı, devrimi tasfiye planları o anda yenilgiye uğratmış, büyük zaferi o anda kazanmıştı. Bu, bir kilometre taşıydı, ardından nice kilometre taşları dikildi…” (Aynı Bildiriden)

Bugün halkımız ve geleceğimiz üzerinde çok daha büyük ve boyutlu oyunlar oynanmaktadır. Genelkurmay odaklı bir savaşla sadece gençlerimiz katledilmiyor. Katledilen aynı zamanda halkımızın mücadele isteği, umudu ve başarma inancıdır! Bunun önüne geçmek kaçınılmaz bir görev olarak durmaktadır. Bu görevi başarmanın yolu ise, kuşkusuz, örgütlü politik bir hareket geliştirmekten geçer. Buna hizmet etmeye her söz ve davranışın pek bir değer ifade etmeyeceği çok açıktır!

14 Temmuz, bir çağrıdır! Hala yüreğinde devrimci ve yurtsever değerleri taşıyan, bugüne kadar büyük derlere imza atan arkadaşlarımıza ve halkımıza toparlanma ve daha güçlü ayağa kalkma, teslimiyet ve ihanete, tasfiyeciliğe karşı karalıca durma çağrısıdır!

“14 Temmuz, ulusal imhaya karşı tarihsel bir barikat, özgürlüğe ve zafere bir çağrıdır…

Devrim yolunda yılmadan, yorulmadan yürüme kararlılığıdır.

Bugün her zamankinden daha fazla 14 Temmuz ruhuna, Mazlumların, Hayrilerin, Kemallerin devrim kararlılığına, feda ruhuna, amaca kilitlenme düzeyine ihtiyacımız var…” (Aynı Bildiriden)

Biz de başarmak, başarıyı büyütmek zorundayız! Gücümüze, olanaklarımıza, sayımıza bakmaksızın 14 Temmuz Direnişinde başarılanı bugün başarmak durumundayız!

 

Yaşasın 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişimiz!

M. Hayrı DURMUŞ, Kemal PİR, Akif YILMAZ ve Ali ÇİÇEK yoldaşlar ölümsüzdür!

 

14 Temmuz 2004

Sosyalîstên Şoreşgerên Kurdistan – Sosyalîstê Xeleskarê Kurdistan (Kürdistan Devrimci Sosyalistleri)

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %
News Reporter